Causa Sui

Materyalist Diyalektiğin Birtakım Temel Kategorilerine Dair

  1. Töz

  2. Bilinç

  3. Tarih

  4. Zorunluluk

Öz

Bu seri, materyalist diyalektiğin birtakım temel kategorilerini sistematik biçimde türetmeyi amaçlıyor. Parçalı tezler ya da aforizmalar değil; her metin bir öncekinin açtığı zeminde yükseliyor, bir sonrakinin önkoşullarını hazırlıyor. Spinoza’nın töz ontolojisinden Marx’ın “tarihin materyalist kavranışı”na, oradan da devrimci praksisin zorunluluğuna uzanan bu hareket, dışarıdan dayatılmış bir şema değil; kategorilerin kendi iç mantığından çıkıyor.

I. Töz

Seri, en soyut ve en temel soruyla açılıyor: Var olan nedir?

Cevher-i ferd’i —bölünmez birimi, ayrık parçayı— reddediyoruz. İlişki terimlerden önce gelir; terimler ilişkide belirlenir. Madde tek tözdür: kendi kendisinin nedeni (causa sui), hareket olarak var olan, parçalarının toplamına indirgenemeyen. “Madde nasıl var oldu?” sorusu yanlış konulmuştur; “önce” ve “sonra” maddede oluşur, madde zamanda değil.

Burada iki kavram merkezi önem taşıyor. Clinamen —sapma— belirlenimsizlikten belirlenime geçişi, potansiyelden aktüele hareketi başlatır. Conatus —sebat— bu hareketi sürdürür. İkisi aynı hareketin iki momenti: doğuş ve devam, başlangıç ve ısrar.

Töz sonsuz atribüte sahiptir; biz ikisini biliyoruz: yayılım ve düşünce. Düşünce maddenin “tesadüfi ürünü” değil, zorunlu atribütüdür — potansiyel olarak her yerde mevcut. Ama potansiyel ile aktüel arasında bir uçurum var; bu uçurumun nasıl aşıldığı, ikinci metnin konusu.

II. Bilinç

Töz’de kurulan ontolojik zemin üzerinde şimdi şu soru yükseliyor: Düşünce nasıl aktüelleşir?

“Bilinç maddeye nasıl ekleniyor?” sorusu yanlış konulmuştur; bu soru ikiciliğin sorusudur, iki ayrı tözü varsayar. Bilinç maddeden ayrı değildir; maddenin kendini bilme biçimidir. Soru “ekleme” değil, “açığa çıkma” olarak konulmalı.

Metin, bu açığa çıkışın koşullarını izliyor: Hareket iz bırakır; izler açık sistemlerde birikir; birikim canlılıkta içselleşir; içselleşen hareket toplumsal emekte nesnelleşir; nesnelleşen emek dilde simgeleşir; simge kavrama dönüşür; kavramların hareketi düşüncedir; düşüncenin kendine dönmesi bilinçtir. Döngü tamamlanır: madde kendini biliyor.

Ama bilinç yalnız kalamaz. Dil bireysel olamaz, kavram toplumsal pratikte kristalleşir, alet nesiller boyu birikmiş deneyimin maddeleşmesidir. Emek salt bireysel olamaz; somut emek, toplumsal emektir. Bilinç zorunlu olarak toplum üretir; ve bu toplumsal varoluşun kendisi tarihseldir.

III. Tarih

Bilinç açığa çıktığında, bu açığa çıkışın kendisi tarihsel olarak belirlenir. Üçüncü metin şu tezi savunuyor: Yalnızca tek bir bilim tanıyoruz; tarih bilimi.

Doğa tarihi ile insan tarihi iki ayrı tarih değildir; tek bir sürecin iki momentidir. “Fizik”, “kimya”, “biyoloji”, “ekonomi” ayrımının kendisi tarihseldir; sınıflı toplumun, kafa ile kol emeğinin ayrılığının düşünce alanındaki yansımasıdır. Bu parçalanmayı reddediyoruz; reddimiz salt ahlaki itiraz değil, tarihin materyalist kavranışından çıkan zorunluluk.

Burada kritik bir kavramsal dönüşüm gerçekleşiyor: “yasa”dan “geçişin yapısı”na geçiş. Yasa, öznenin nesneye dayattığı düzenlemeyi ifade eder; efendi-köle ilişkisini yeniden üretir. Materyalist diyalektik yasayı reddeder; hareketin kaynağını dışarıda değil içeride arar. Kâr oranlarının düşme eğilimi bir “yasa” değildir; sermayenin öz-genişleme hareketinin kendi önkoşullarını aşındırma biçimidir.

Bir arasöz: Marx “Gesetz” kelimesini Hegelci anlamda kullanıyor; ama bir eklemeyle. “Das Gesetz des tendenziellen Falls der Profitrate”; kâr oranının eğilimsel düşüşünün yasası. “Tendenz” (eğilim) kelimesi kritik: bu, yasanın mutlak değil koşullu olduğunu gösteriyor. Marx aynı bölümde “karşı-eğilimler”den (entgegenwirkende Ursachen) söz ediyor. Yasa işler, ama karşı-eğilimler onu frenler, geciktirir, geçici olarak tersine çevirir. Bu, Newton yasası gibi bir mutlaklık değil; yapısal bir eğilimdir. “Yasa” yerine başka terimler düşünülebilir: “yapısal eğilim”, “içsel zorunluluk”, “hareket yasallığı”. Ama Marx “Gesetz” diyor; bunu inkâr edemeyiz.

Tarihi bugünden geriye doğru okumak gerekir. “İnsan anatomisi, maymun anatomisinin anahtarıdır”; gelişmiş biçim, gelişmemiş biçimi açıklar. Bu geriye dönük aydınlanma, geçmişi “çarpıtmak” değil; bastırılmış potansiyelleri açığa çıkarmaktır.

IV. Zorunluluk

Son metin, önceki üçün sentezini gerçekleştiriyor ve ontolojiden praksise geçişi tamamlıyor. Soru artık şu: Kavranmış zorunluluk nasıl cisimleşir?

Toplumsal hareket donma eğilimi taşır. Akan su çukurda birikir; hareket biçimlere kristalleşir, kalıplara dökülür, kurumsallaştırılır. Bu biçimler hareketten doğar ama hareketi “sabitler.” Donma kendini mutlaklaştırdığında, fetişizm ortaya çıkar: donmuş biçimlerin “doğal” ve “ebedi” görünmesi, tarihsel olanın kendini zamansız sanması.

Ama conatus bastırıldığında yok olmaz; birikir, direnir. Fetişizme karşı mücadele ahlaki tercih değil, ontolojik zorunluluktur; hareketin kendi mantığından çıkar. “Özgürlük zorunluluğun kavranmasıdır” formülü bir tehlike barındırır: kavrayış seyirde kalabilir, Stoacı tevekkül olabilir. Marx bu tehlikeyi aşar: kavramak dönüştürmenin koşuludur, dönüştürmenin içindedir.

Komünizm, eleştirinin cisimleşmesidir. “Kurulması gereken bir durum, gerçekliğin kendisini ayarlamak zorunda olduğu bir ideal değildir. Mevcut durumu ortadan kaldıran gerçek harekettir.” Bu formül genellikle yanlış okunur: “Komünizm zorunlu değildir, mücadeleye bağlıdır.” Hayır. Marx ideali reddediyor, zorunluluğu değil. Komünizm ideal değildir çünkü dışarıdan dayatılmaz; komünizm zorunludur çünkü yapının kendi hareketinden çıkar.


Her metin kendi içinde tamamlanmış görünür; ama her biri diğerlerini gerektirir. Töz’ü Bilinç’siz okumak, potansiyeli aktüelsiz bırakmaktır. Bilinç’i Tarih’siz okumak, toplumsal belirlenimleri askıya almaktır. Tarih’i Zorunluluk’suz okumak, teoriyi pratikten koparmaktır. Ve Zorunluluk’u önceki üçsüz okumak, devrimci praksisin ontolojik temelini yitirmektir.

Seri, kontemplatif bir sistem değil; müdahalenin teorik önkoşuludur.

Sonraki
Sonraki

Tarih