Tarih

§ 1

Biz yalnızca tek bir bilim tanıyoruz: tarih bilimi. Tarihe iki yönden bakılabilir; tarih, doğa tarihi ile insanların tarihi olarak ikiye ayrılabilir. Ama bu iki yön birbirinden ayrılamaz; insanlar var olduğu sürece, doğa tarihi ile insanların tarihi birbirine bağımlıdır. İki ayrı tarih yoktur; tek bir tarih vardır. Doğa ve toplum, maddenin iki ayrı “alanı” değil, tek bir sürecin iki momentidir.

§ 2

İnsan doğanın “dışında” değildir; doğanın kendini aşmasıdır. Doğanın kendi içinden çıkan, doğayı dönüştüren, doğayı bilen varlıktır. İnsanlık tarihi, doğa tarihinin devamıdır; ama salt devam değil, niteliksel sıçramadır. Emek aracılığıyla insan doğayı dönüştürür; bu dönüştürme sürecinde kendini de dönüştürür; bu çifte dönüşüm sürecinde bilinç açığa çıkar.

§ 3

Doğa bilimi zamanla insan bilimini kendi bünyesine katacak, tıpkı insan biliminin doğa bilimini kendi bünyesine katacağı gibi: tek bir bilim olacaktır. Bu tek bilim, bilimlerin dışarıdan birleştirilmesi değildir; maddenin kendi hareketinin kavranmasıdır. Her bilim kendi özgüllüğünü korur; ama her özgüllükte aynı yapı, maddenin öz-hareketinin yapısı, kendini gösterir.

§ 4

Disiplinlerin ayrılığı tarihseldir. Fizik, kimya, biyoloji, ekonomi, psikoloji; bunlar “doğanın” ayrımları değil, toplumsal işbölümünün düşünce alanındaki yansımalarıdır. Kafa emeği ile kol emeğinin ayrılığı, teorinin pratikten koparılması, bilginin metalaşması; bütün bunlar aynı toplumsal ilişkiler bütününün farklı görünümleridir. Üniversiteler bu parçalanmayı kurumsallaştırdı; “disiplinler” icat edildi, sınırlar çizildi, geçiş vizesi istendi.

§ 5

Bu parçalanmayı reddediyoruz. Reddimiz salt ahlaki bir itiraz değil, tarihin materyalist kavranışından çıkan bir zorunluluktur. Bütünün kavranamaması, fragmentasyonun ebedileştirilmesi, bilginin iktidarın hizmetine koşulması; bunlar parçalanmanın sonuçlarıdır. Parçalanma tesadüf değildir; sınıflı toplumun düşünce alanındaki zorunlu görünümüdür.

§ 6

Mantık, diyalektik ve bilgi kuramı aynı şeydir; üç sözcük gereksizdir. Mantık “düşüncenin kuralları” değildir; sanki düşünce içerikten bağımsız, saf bir biçimmiş ve bu biçimin dışsal kuralları varmış gibi. Mantık, hareketin kendi kendini kavramasıdır; hareketin kendi yapısını, kendi zorunluluklarını, kendi geçişlerini bilmesidir.

§ 7

Mantık, tüm maddi, doğal ve tinsel şeylerin gelişim yasalarının, yani dünyanın tüm somut içeriğinin ve onun bilgisinin gelişim yasalarının, yani dünyayı bilmenin tarihinin toplam sonuçlarının, genellemesinin ve özetinin bilimidir. Bu tanım, mantığı düşüncenin “tekniği” olmaktan çıkarır; varlığın ve bilginin birliğinin bilimi haline getirir.

§ 8

Felsefe ayrı bir disiplin değildir. Felsefe, bilimlerin üstünde duran “kraliçe bilim” değildir; bilimlerin özgül mantıklarının kristalizasyonudur. Her bilimin kendi mantığı vardır; fiziğin mantığı, kimyanın mantığı, ekonomi politiğin mantığı. Bu özgül mantıklar, evrensel Mantık’ta birleşir. Ama bu birlik, yukarıdan dayatılan soyut bir şema değildir; bilimlerin kendi hareketinden çıkan somut bir sentezdir.

§ 9

Mantık bilimlere “dışarıdan” müdahale etmez; bilimlerin içinden yükselir. Mantık bilimlerle “yatay” bir ilişki içindedir; onların üstünde değil, yanlarındadır. Ama özel bir değere sahiptir, çünkü bütünü kavrar, parçaları birbirine bağlar, hareketi sistemleştirir.

§ 10

“Tek bilim” programı iki biçim alabilir; biri devrimci, diğeri gerici. Gerici biçim, evrensel bir organizasyon bilimi olarak sunulur; tüm bilimler bu evrensel şemanın özel uygulamaları olarak kavranır. Denge, ekonomi, organizasyon — bu kavramlar bilimlerin özgül içeriklerinden türemez; yukarıdan, dışarıdan uygulanır. Fizik de kimya da biyoloji de ekonomi de aynı şemaya tabi kılınır; özgüllükler silinir, farklılıklar “ortak olan”da eritilir.

§ 11

Bu yaklaşım diyalektiğin inkârıdır. Denge, çelişkinin bastırılmasıdır; oysa çelişki, hareketin kaynağıdır. Organizasyon, unsurların dışarıdan düzenlenmesidir; oysa gerçek düzen içeriden doğar. Bilimlerin birliğini onların üstüne bir şema dayatarak kurmak, sahte birliktir; özgüllüklerin katledilmesidir.

§ 12

Devrimci biçim bundan köklü olarak farklıdır. Evrensellik dışarıdan dayatılmaz; içeriden keşfedilir. Özgüllükler silinmez; korunur. Birlik statik değil; dinamiktir. Ekonomi politiğe “mantık uygulanmaz”; ekonomi politiğin kendi mantığı açığa çıkarılır. Metanın hareketi, değer-biçiminin geçişleri, paranın oluşumu, sermayenin genişlemesi; bunlar dışarıdan uygulanan kategoriler değil, nesnenin kendi hareketinden çıkan belirlenimlerdir.

§ 13

Her bilim kendi nesnesinin hareketini izler; bu izleme, özgül kavramlar üretir; ama her izlemede aynı yapı, geçişlerin yapısı, kendini gösterir. Fizik, maddenin en genel hareket biçimlerini kavrar; bu kavramada belirli bir yapı açığa çıkar. Ekonomi politik, sermayenin hareketini kavrar; bu kavramada aynı yapı, farklı bir içerikle, kendini gösterir. Birlik, özgüllüklerin silinmesi değil, her özgüllükte aynı yapının tanınmasıdır.

§ 14

Her bilimin özgül mantığı vardır; o bilimin pratiğinden kristalize olan hareket yasaları. Matematiğin özgül mantığı analitiktir: özdeşlik, çelişmezlik, biçimsel çıkarım. Fiziğin özgül mantığı invaryanstır: değişimdeki değişmezin aranması, korunum, simetri. Ekonomi politiğin özgül mantığı eleştirel yükseliştir: soyuttan somuta yükseliş, biçimlerin hareketi.

§ 15

Bu özgül mantıklar da tarihseldir. “Ebedi analitik” veya “zamansız invaryans” diye bir şey yoktur. Bunlar, bilimlerin ayrı disiplinler olarak var olmasıyla birlikte ortaya çıktı; bilimlerin erimesiyle birlikte onlar da eriyecek. Diyalektik Mantık, bu özgül mantıkların “sentezi” veya “toplamı” değil; onların tarihsel olarak aşılmasıdır.

§ 16

Tüm bilimler tek bilime eriyecek. Bu erime, salt “farklılıkların bütün içinde kavranması” değildir; alan özgüllüklerinin kendisi ortadan kalkacaktır. Fizik, kimya, biyoloji, ekonomi, psikoloji; bunların ayrı disiplinler olarak var olması, sınıflı toplumun, kafa ile kol emeğinin ayrılığının ürünüdür. Erime, bu ayrılığın bilinçli olarak aşılmasıdır.

§ 17

Diyalektik hareket üç momentten geçer: ilkel birlik, ayrılık, bilinçli birlik. İlkel toplumda “bilim” yoktu; praksis vardı, doğayla dolaysız ilişki. Sınıflı toplumla birlikte ayrılık geldi: kafa-kol emeği ayrıldı, teori pratikten koptu, bilimler “disiplinleşti”, sınırlar çizildi. Şimdi üçüncü momentin eşiğindeyiz: bu ayrılığın bilinçli olarak aşılması. Birliğe dönüş; ama zenginleşmiş, bütün ayrılık deneyimini içermiş olarak.

§ 18

"Yasa” kavramı, burjuva düşüncesinin temel kategorisidir; ama kökeni hukuksaldır. Nomos, lex, Gesetz; hepsi, öznenin nesneye dayattığı düzenlemeyi ifade eder. Doğa yasaları, toplumsal yasaların doğaya yansıtılmasıdır; “doğa kanunları”, hukuki metaforun evrenselleştirilmesidir. Bu kavram sınıflı toplumun damgasını taşır; efendi-köle, yasa koyucu-yasa uygulayan ilişkisini yeniden üretir.

§ 19

Materyalist diyalektik, “yasa”dan “geçişin yapısı”na döner. Kâr oranlarının düşme eğilimi, dışarıdan dayatılmış bir “yasa” değildir; sermayenin öz-genişleme hareketinin kendi önkoşullarını aşındırma biçimidir. Sermaye artı-değeri maksimize etmek için emek üretkenliğini artırır; bunun için sabit sermaye oranını yükseltir; bu yükselme, kâr oranını düşürür. Hareket kendi karşıtını üretir; bu üretim dışarıdan değil içeriden gerçekleşir.

§ 20

Basit değer-biçiminden para-biçimine geçiş de bir “yasa”nın uygulanması değildir. Her biçim kendi iç çelişkisini barındırır; bu çelişki, bir sonraki biçime geçişi zorunlu kılar; geçiş, çelişkinin çözümü değil, çelişkinin yeni bir düzeyde yeniden üretimidir. “Yasalar”dan “geçişlerin yapısı”na geçmek, burjuva bilim anlayışının terk edilmesidir; hareketin kaynağını dışarıda değil içeride aramaktır.

§ 21

Genelleme, tikelden evrensele harekettir. Ama bu hareketin kendisi tarihseldir; genellemenin biçimi, içeriği, sınırları tarihsel olarak belirlenir. Burjuva bilimi genellemeyi “ebedi evrensellik” olarak kavrar; matematiğin aksiyomları, fiziğin yasaları, ekonominin ilkeleri — bunlar “her zaman ve her yerde” geçerlidir. Biz genellemeyi “tarihsel evrensellik” olarak kavrıyoruz; evrensellik tarihte üretilir, tarihte aşılır.

§ 22

Tarih, kronolojik olaylar dizisi değildir. Burjuva tarihçiliği tarihi “olanların kaydı” olarak kavrar; bir olaydan diğerine, bir isimden diğerine, bir tarihten diğerine. Bu, tarihin görünümüdür; özü değil. Tarihin özü, toplumsal formların hareketidir; üretim ilişkilerinin doğuşu, gelişimi, çelişkisi ve çözülüşüdür.

§ 23

Tarihi bugünden geriye doğru okumak gerekir. Geçmiş “olduğu gibi” kavranamaz; bugünün ışığında yeniden kurulur. “İnsan anatomisi, maymun anatomisinin anahtarıdır”; gelişmiş biçim, gelişmemiş biçimi açıklar; tersi değil. Sermaye kavranmadan basit meta üretimi kavranamaz; kapitalizmden geriye giderek pre-kapitalist formlar aydınlanır.

§ 24

Bu, geçmişi bugüne göre “çarpıtmak” değildir. Geçmişin bastırılmış potansiyellerini açığa çıkarmaktır. Geçmişte ne olduğu, bugün neyin aktüelleştiğine bağlı olarak yeniden belirlenir. Potansiyel, aktüelleşmeden önce “bilinmez”; aktüelleşme, potansiyeli geriye dönük olarak görünür kılar. Tarihsel bilgi, bu geriye dönük aydınlanmadır.

§ 25

Tarih bilimi, doğanın ve insanın birleşik tarihidir; maddenin kendi hareketinin kavranmasıdır. Bugün fizik dediğimiz şey, maddenin en genel hareket biçimlerini inceler; kimya dediğimiz, bileşim ve dönüşüm hareketini; biyoloji dediğimiz, yaşam biçimini; ekonomi politik dediğimiz, toplumsal üretim biçimini; psikoloji dediğimiz, bilinç biçimini. Hepsi, tek maddenin tek hareketinin farklı momentleridir.

§ 26

“Fizik”, “kimya”, “biyoloji” ayrımının kendisi tarihseldir; bu ayrım, bilimin kurumsal parçalanmasının ürünüdür. Doğa bu ayrımları tanımıyor; biz tanıyoruz, çünkü sınıflı toplumda düşünce parçalanmıştır. Parçalanma gerçektir; ama ebedi değildir. Parçalanmanın koşulları ortadan kalktığında, parçalanma da ortadan kalkacaktır.

§ 27

Mantık ayrı bir “bilim” veya “disiplin” değildir; hiçbir zaman da olmamalıydı. Organon, formel mantık, hatta Mantık Bilimi; bunlar, Mantık’ın ayrı alan olarak var olma yanılsamasının tarihsel biçimleridir. Gerçekte Mantık, Tarih’in öz-refleksivitesidir: tek bilimin kendine dönüşü, kendini bilmesi.

§ 28

Bilimler eridiğinde Mantık “içselleşmez”; zaten hep içseldi, ama ayrılık onu “dışarıda” gösteriyordu. Bilim kendini bilir; bildiğini bilir; bu bilgiyi dönüştürür. Madde, düşünce aracılığıyla, kendini kavrıyor ve kendini değiştiriyor. Biz bu sürecin bilinçli parçasıyız.

§ 29

Tarih, maddenin kendini bilme sürecidir. Bilinç, bu sürecin en yüksek momentidir; ama “son” değildir. Son yoktur; döngü devam eder. Bilincin kavradığı her zorunluluk, yeni bir özgürlüğün koşuludur; her özgürlük, yeni bir zorunluluğun başlangıcıdır. Tarih tamamlanmaz; tarih, tamamlanmamışlığın kendisidir.

§ 30

Tek bilim, tek mantık, tek praksis. Maddenin kendini bilmesi. Doğa tarihi ve insan tarihinin birliği. Bunlar aynı şeyin farklı adlarıdır. Parçalanma sona erecek, birlik kurulacaktır — ama bu birlik, ilkel birliğe dönüş değildir; ayrılığın bilinçli olarak aşılmasıdır, zenginleşmiş birliktir, tarihin kendini bilmesidir.

Önceki
Önceki

Causa Sui

Sonraki
Sonraki

Bilinç