HAKKIMIZDA

Bilgi parçalanmış durumdadır. Bu bir teşhis değil. Bu bir savaş ilanıdır. Üniversiteler bölümlere, bölümler kürsülere, kürsüler uzmanlıklara bölünmüş. Her parça kendi nesnesiyle baş başa, kendi diliyle sarhoş, kendi duvarları arasında üretken. Üretken; evet. Ama kör. Fizikçi denklemini çözer; denklemi mümkün kılan soyutlamayı görmez. İktisatçı fiyatı hesaplar; fiyatın arkasındaki biçim-belirlenimini sormaz. Her bilim nesnesini tanır, ama kendini tanımaz. Her bilim görür; ama gördüğü gözü görmez. Ve göz kendini doğa sanır.

Bu körlük bireysel bir hata değil. Yapısaldır. Meta fetişizmiyle aynı yapıya sahiptir: tarihsel olan kendini ebedi olarak sunar, ilişki kendini şey olarak sunar, soyutlama kendi izini siler. Biz bu yapısal körlüğe savaş açıyoruz.

Nasıl değil: Bilimlerin üstüne çıkarak değil. “Bütünün bilimi” bir parça daha eklemektir; parçalanmayı aşmaz, çoğaltır. Felsefeyi dışarıdan bilime uygulamak değil; bu, dışsal bir şemayı dayatmaktır. Disiplinlerarası diyalog değil; duvarlar arasında bağırışmak duvarları yıkmaz. Çözüm yukarıda değil. Dışarıda değil.

Nasıl: İçeriden. Her bilimin kendi soyutlamasını —onu hem mümkün kılan hem hapseden soyutlamayı— sorguladığı hareket. Nesneye yönelen bakışın kendine dönmesi. Yasa üreten aklın yasanın ötesine sıçraması. Marx’ın politik iktisada yaptığı budur: dışarıdan saldırmadı, iktisadın kendi kategorilerini kendi çelişkileri aracılığıyla patlattı. Ayrı bir “felsefe” gereksiz hale geldi; çünkü eleştirel moment eserin kendisinde yaşıyordu. Bu hareket tekrarlanabilir. Her alanda, her disiplinde, her somut durumda; ama her seferinde yeniden, her seferinde o alanın kendi malzemesinden.

Formül vermeyiz. Üç maddelik kateşizm —nicelik niteliğe dönüşür, karşıtlar birleşir, olumsuzlama olumsuzlanır— hareketi öldürür. Kavramlar donar donmaz silah olmaktan çıkar, mobilya olur. Program yazmayız; program hareketi geleceğe sürgün eder. Ütopya çizmeyiz; ütopya hareketi düşe hapseder. Mevcut çelişkilerden yola çıkıyoruz. Mevcut durumun içindeyiz. Buradayız.

Bilginin parçalanması toplumsal bir parçalanmanın entelektüel biçimidir. Düşüncede başlayan şey düşüncede bitmez. Bilginin birliği, onu parçalayan toplumsal koşulların dönüşümünden ayrı düşünülemez. Bu yüzden teorik çalışmamız devrimci pratikten koparılamaz; biri diğerinin koşuludur. Biz bu koşulun teorik kolektifiyiz. Dialectica: bir sistem değil, hareket. Bir sonuç değil, süreç. Gerçekleştiğinde kendini iptal eder; ancak böyle başarılı olur.