Bilinç
§ 1
Bilinç maddeye “eklenmez”; maddenin kendi hareketinde açığa çıkar. “Bilinç nasıl maddeden doğuyor?” sorusu yanlış konulmuştur; bu soru, madde ile bilinci iki ayrı töz olarak varsayar ve sonra birinden diğerine geçişi sorar. Geçiş yoktur; bilinç maddenin “dışında” değildir. Düşünce maddenin zorunlu atribütüdür; potansiyel olarak her yerde mevcuttur, aktüel olarak belirli koşullarda açığa çıkar.
§ 2
Hareket belirlidir; belirlenimsiz hareket, hareketsizlikten ayırt edilemez. Belirli hareket iz bırakır; iz, hareketin geçtiği yerin “hatırlaması”dır. Taşa çarpan su, taşı aşındırır; aşınma, suyun izidir. İz, geçmiş hareketin şimdideki kalıntısıdır; hareket geçer, iz kalır. Bu henüz bilinç değildir; ama bilincin en uzak zeminidir.
§ 3
İzler birikir — her yerde değil, enerji akışının olduğu sistemlerde; canlılıkta, toplumda. İzole sistemde izler dağılır; açık sistemde, enerji akışıyla, izler yapılaşabilir. Yapılaşmış iz, rastgele birikim değildir; düzenli örüntüdür. Örüntü, yeni hareketi yönlendirir; geçmiş hareket, gelecek hareketi koşullar. Aşınmış taş, suyun yeni akışını belirler; geçmiş akış, gelecek akışın yatağıdır. Bu, en basit “hafıza”dır; mekanik hafıza, henüz bilinçsiz.
§ 4
Canlılık bu hafızayı içselleştirir. Organizma, izleri kendi yapısında taşır; çevreyle etkileşim, organizmayı dönüştürür; dönüşmüş organizma, yeni etkileşimi farklı karşılar. Öğrenme budur: geçmiş etkileşimin şimdiki etkileşimi koşullaması. Öğrenme, organizmanın “hatırlaması”dır; ama henüz bilinç değildir. Amip öğrenir, ama bilmez; tepki verir, ama kavramaz.
§ 5
İçgüdü, türsel hafızadır. Tür, sayısız nesil boyunca çevreyle etkileşir; hayatta kalmayı sağlayan davranışlar seçilir; seçilen davranışlar genetik olarak kodlanır. Genetik kod, türün “hatırlaması”dır; birey bu hafızayı doğuştan taşır. Örümcek ağ örmeyi öğrenmez; türsel hafızada kodlanmış hareketi icra eder. İçgüdü, bireysel öğrenmenin ötesinde, ama bilinçli eylemin berisindedir; refleksten karmaşık, bilinçten mekanik.
§ 6
Refleks, belirli uyarana belirli tepkidir; mekanik, değişmez, kapalı. Koşullu refleks, bu kapalılığı kırar; uyaran ile tepki arasındaki bağ değişebilir, öğrenilebilir, sökülebilir. Pavlov’un köpeği zili işitir, salya salgılar; zil ile yiyecek arasında “doğal” bağ yoktur, bağ kurulmuştur. Bu kuruluş, mekanik refleksin ötesindedir; ama henüz bilinç değildir. Köpek koşullanır, ama koşullandığını bilmez.
§ 7
Bilinç, koşullu refleksin de ötesindedir. Bilinç, tepki değil eylemdir; eylem, çevreyi verili kabul etmez, dönüştürür. Hayvan çevreye uyar; insan çevreyi kendine uydurur. Uyum pasiftir; dönüştürme aktiftir. Dönüştürmenin adı emektir.
§ 8
Emek, insan-doğa metabolizmasıdır; doğanın insan ihtiyaçlarına göre dönüştürülmesi. Ama emek salt bireysel olamaz. Alet yapımı, anlık ihtiyacın ötesine geçer; gelecek için hazırlıktır. Gelecek için hazırlık, deneyim aktarımını gerektirir; deneyim aktarımı, birden fazla bireyi varsayar. Tek başına emek soyutlamadır; somut emek, toplumsal emektir.
§ 9
Toplum “ortaya çıkmaz”; emeğin zorunlu biçimi olarak, emekle birlikte açığa çıkar. “Önce bireyler vardı, sonra toplum kuruldu”; bu formül kronolojik bir sıra varsayar, oysa söz konusu olan kategorik birliktir. Emek olmadan toplum olmaz; toplum olmadan emek olmaz. İkisi aynı hareketin iki yüzüdür; biri diğerinden “önce” gelmez.
§ 10
Alet, geçmiş emeğin maddeleşmesidir. El hareketi çekiçte “donmuş” olarak kalır; çekiç, el hareketinin nesnelleşmiş biçimidir. Yeni nesil çekici alır, kullanır; geçmiş hareket şimdiki harekete aktarılır. Bu aktarım bireysel hafızayla olmaz; toplumsal aktarımla olur. Çekici alan el, bin yıllık deneyimi devralır.
§ 11
Nesnelleşme, düşüncenin anahtarıdır. Hareket nesnede donuyor; donmuş hareket, hareketten ayrılıyor; ayrılan nesne, yeni hareketin aracı oluyor. Araç, özne ile nesne arasına girer; dolayım budur. Dolayımsız tepki, hayvansaldır; dolayımlı eylem, insansaldır. Araç, dolayımın maddeleşmesidir.
§ 12
Dil, dolayımı genelleştirir. Alet, belirli bir hareketi nesnelleştirir; söz, hareketin kendisini simgeleştirir. Simge, hareketten daha hafiftir; taşınabilir, biriktirilebilir, birleştirilebilir. Söz, hareketi “donduruyor”; donmuş söz, hareketten bağımsızlaşıyor; bağımsızlaşan söz, başka sözlerle birleşebiliyor.
§ 13
Dil bireysel olamaz. Özel dil olanaksızdır; anlam, toplumsal kullanımda kurulur. Söz, birden fazla birey arasında dolaşır; dolaşımda anlam kristalleşir. “Ağaç” sözcüğü, sayısız ağaç deneyiminin toplumsalca damıtılmasıdır. Birey bu damıtmayı hazır bulur; dili öğrenir, icat etmez.
§ 14
Kavram, sözcüğün mantıksal içeriğidir. Sözcük ses olarak bireysel olabilir; kavram asla bireysel olamaz. Kavram, toplumsal pratikte kristalleşir; bireye “dışarıdan” gelir; birey onu içselleştirir. Düşünme, kavramların hareketidir; kavramlar toplumsal olduğuna göre, düşünme de toplumsaldır. “Bireysel düşünce”, toplumsal düşüncenin bireysel icrası; toplumsal kavramların bireysel bileşimi.
§ 15
Düşünce, simgelerin simgeler üzerindeki hareketidir. Simge nesneyi temsil eder; ama simge üzerinde işlem yapmak, nesne üzerinde işlem yapmaktan bağımsızlaşabilir. Matematik bunun en saf örneğidir; ama her düşünce böyledir. Düşüncede “doğrudan” nesneyle değil, nesnenin simgesiyle ilişkiye girerim. Bu dolayım, düşüncenin gücüdür — ama aynı zamanda tehlikesidir; simge nesneden kopabilir, boşlukta dönebilir.
§ 16
Soyutlama, belirli özelliğin yalıtılmasıdır. Somut nesne sayısız belirlenim taşır; soyutlama bunlardan birini ayırır, diğerlerini askıya alır. “Üçgen” soyutlaması, şeklin renginden, büyüklüğünden, malzemesinden soyutlar; yalnızca “üç kenarlılığı” tutar. Soyutlama zorunludur; soyutlamasız kavram olmaz. Ama soyutlama tehlikelidir; soyutlanan özellik, bütünden koparılırsa fetişleşir.
§ 17
Genelleme, soyutlamanın tamamlayıcısıdır. Soyutlama yalıtır; genelleme birleştirir. Tek tek ağaçlardan “ağaç” kavramına geçiş, genellemedir; ortak özelliğin sayısız bireyde tanınmasıdır. Genelleme olmadan bilim olmaz; bilim, tikelden evrensele harekettir. Ama genelleme de tehlikelidir; evrensel, tikelden koparılırsa boşlaşır.
§ 18
Bilinç öz-refleksiyondur; düşüncenin kendine dönmesi. Düşünmek başka; düşündüğünü bilmek başka. Hayvan düşünür mü, tartışılır; ama düşündüğünü bilmez. İnsan düşünür ve düşündüğünü bilir; düşüncesini düşüncesinin nesnesi yapabilir. Bu katlama, bilinçin ayırt edici karakteridir.
§ 19
Öz-refleksiyon toplumsal pratikten doğar. “Kendini bilme” nasıl mümkün olur? Başkasının gözüyle kendine bakmakla. Birey kendini dolaysızca bilemez; kendini başkasında, başkasının tepkisinde, başkasının bakışında tanır. Başkası olmadan ayna olmaz; ayna olmadan öz-refleksiyon olmaz. Bilinç, toplumsal ilişkinin içselleştirilmesidir.
§ 20
Vıgotskiy bunu formüle etti: her işlev iki kez ortaya çıkar; önce toplumsal düzeyde, sonra bireysel düzeyde; önce insanlar arasında, sonra insanın içinde. Çocuk önce başkasıyla konuşur, sonra kendisiyle; önce başkasından duyar, sonra içinden işitir. İçsel konuşma, dışsal konuşmanın içselleşmesidir. Düşünce, içselleşmiş diyalogdur.
§ 21
İdealizm bilinci maddenin önüne koyar; bilinç var’dır, madde bilinç tarafından “konur”. Mekanik materyalizm bilinci maddenin gölgesi yapar; madde var’dır, bilinç yansımadır, iz’dir, epifenomen’dir. İkisi de yanlıştır. Bilinç ne maddenin efendisidir, ne kölesi; maddenin kendi hareketinin bilinçli momentidir.
§ 22
“Zor problem” yanlış konulmuştur. Bilinç maddeye “nasıl ekleniyor?” sorusu, ikiciliğin sorusudur; iki ayrı tözü varsayar, sonra aralarında köprü arar. Köprü bulunamaz, çünkü iki kıyı yoktur. Bilinç maddeden ayrı değildir; maddenin kendini bilme biçimidir. Soru “ekleme” değil, “açığa çıkma” olarak konulmalıdır.
§ 23
Bilinç pasif seyir değildir; aktif yansıtmadır. Yansıtma mekanik değil, diyalektiktir; ayna değil, yeniden kurmadır. Bilmek ve yapmak ayrılmaz; ayrılırlarsa bilmek boşlaşır, yapmak körleşir. Kavramak, nesneyi zihinsel olarak yeniden kurmaktır; yeniden kurmak, dönüştürmenin ön koşuludur. Teori pratikten kopmaz; pratiğin bilinçli momentidir.
§ 24
Açığa çıkmanın koşulları belirlidir: toplumsal emek, alet kullanımı, dil, deneyim aktarımı. Bu koşullar yerel ve tarihseldir; her yerde ve her zaman gerçekleşmez. Ama potansiyel evrenseldir; madde her yerde ve her zaman bilinç potansiyeli taşır. Potansiyel zorunludur; aktüelleşme olumsal değil, koşulludur.
§ 25
Özgürlük, zorunluluğun kavranmasıdır; ama kavramak seyretmek değildir. Zorunluluğu kavramak, zorunluluğa müdahale edebilmektir; müdahale, özgürlüğün kendisidir. Taş düşer, düşmesini bilmez, düşmesine müdahale edemez. İnsan düşer, düşmesini bilir, düşmesini engelleyebilir. Bilmek, yapabilmektir; yapabilmek, özgür olmaktır.
§ 26
Bilinç, maddenin kendine dönüşüdür. Madde hareket eder; hareket iz bırakır; izler açık sistemlerde birikir; birikim yapılaşır; yapılaşan hareket canlılıkta içselleşir; içselleşen hareket türsel hafızada kodlanır; kodlanan hareket toplumsal emekte nesnelleşir; nesnelleşen emek dilde simgeleşir; simge kavrama dönüşür; kavramlar birbirleriyle ilişkiye girer; bu ilişki düşüncedir; düşüncenin kendine dönmesi bilinçtir. Döngü tamamlanır: madde kendini biliyor.
§ 27
Madde kendini bilerek kendini değiştiriyor. Bilinç seyirci değil, dönüştürücüdür. Madde, bilinç aracılığıyla, kendi hareketini yönlendirebilir hale geliyor. Yönlendirme dışarıdan gelmez; maddenin kendi hareketinin bilinçli momentidir. Bilinç maddeye eklenen bir “güç” değil; maddenin kendi gücünün bilinçli biçimidir.

