İdealler ve İntegraller

Evald Vasilyeviç İlyenkov

Dün yine Adam Adamıç’la [i] kavga ettim.

— Siz bir gericisiniz, —dedi bana veda ederken,— siz bir filozofsunuz, çağdaş bir Ludditsiniz!

Bunların hepsi, anlayacağınız gibi, son derece incitici sözler. Ludditler, bir zamanlar makine kırıcılarına verilen addı; bunlar, kendi becerikli ellerinden daha hızlı ve daha iyi patiska dokuyan tezgâhlarda ölümcül düşmanlarını, ruhsuz bir rakip-yıkıcıyı görüyorlardı.

Mesele şu ki, Adam Adamıç insandan daha akıllı düşünen bir makine icat ediyor. Bense nedense böyle bir tasarıdan hiç hoşlanmıyorum. Ve Adam Adamıç benim bu duygularımda kibernetiğin toptan reddinden [ii] ne eksik ne fazla bir şey görüyor ki, bu da onun gözünde neredeyse felsefenin kaçınılmaz bir sonucu gibi görünüyor. O, bunu yaparken, bir zamanlar kibernetiği sahte bilim ilan eden filozofların bilimsel felsefeyi ihlâl etmeleri gibi, kendisinin de gerçek kibernetiğin sınırlarını aştığından habersiz.

— Ne önemi var ki sizin ne istediğinizin? —diye karşılık veriyor bana Adam Adamıç, insanın makineden daha akıllı olmasını istediğimi söylediğimde.— Kafanıza kazımışlar ya, insan yaratılışın tacıymış, mükemmelliğin son noktasıymış diye. Hadi canım, ne son noktası! Beş bilinmeyenli bir denklem sistemini bütün gün çözersiniz, üstelik bir sürü de hata yaparsınız. Oysa benim İntegral’im yarım dakikada yüz, iki yüz tanesiyle başa çıkar.

Ve Adam Adamıç bana tepeden bakıyor.

— Evet, ama Bach, ama Blok, —elimden geldiğince savunmaya geçiyorum,— makine yapamaz ki…

— Yeter, yeter, —sözümü kesiyor Adam Adamıç.— Dün benim İntegral’im “İntegral Füg” çıkardı. Bu, doğrusu, henüz Bach değil, ama yine de. Daha altı aylık olduğunu hesaba katarsanız… Sizin sevgili Bach’ınız onun yaşında…

Burada Adam Adamıç’ın sesi alçalıp yumuşuyor, bakışları dalgın ve şefkatli bir hal alıyor. Bir süre susuyoruz, çekişmiyoruz. Adam Adamıç’ın baba duygularını anlıyorum ve tartışma isteğim kayboluyor. Ama bunlar — duygular. Oysa Adam Adamıç duyguları sevmez. O yalnızca matematiksel kesinlikteki hesapları takdir eder ve mantığın tüm kurallarına uyarak galip gelmek ister.

— Şunu anlamalısınız ki insan da bir makinedir ve makineler farklı olabilir. Makine dediğimiz nedir? Bilindiği gibi, kibernetikte makine, belirli bir amaca götüren eylemler gerçekleştirme yeteneğine sahip sisteme denir. Demek ki canlı varlıklar, özellikle insan, bu anlamda makinelerdir. İnsan organizmasının tüm etkinliğinin, her parçasında herhangi bir makineyle aynı matematik, fizik ve kimya yasalarına tâbi olan bir mekanizmanın işleyişini oluşturduğundan hiçbir kuşku yoktur.

— Evet, ama yine de insan niteliksel olarak farklıdır…

— İşte! Ezberlediniz şu niteliksel, niteliksel’i! Buradan hiç de şu sonuç çıkmaz ki beyinde gerçekleşen düşünme aracılığıyla düşüncenin sırları kavranamaz ve onun bir analoğu yeniden üretilemez: düşünce süreci için beynin özsel özelliklerini taklit eden bir aygıt —elektronik, protein bazlı ya da başka türlü— yaratılamaz. Düşünce süreçlerinin bilinebileceğinden kuşku duymak — dünyanın bilinebileceğinden kuşku duymaktır! Sizin “niteliksel farkınız”ın arkasında ise basitçe, isterseniz düşünen maddenin ilahi bir mucize yoluyla yaratıldığına dair eski bir inanç gizleniyor. Bu “nitelik”le herkesin başını şişirdiniz!

— Adam Adamıç, size katılıyorum. Hadi “makine”ye ereksel eylemler gerçekleştirme yeteneğine sahip sistem diyelim. O zaman insanı gerçekten de makine saymak gerekir. Ama diğer makinelere —örneğin sizin “Volga”nıza, benim daktiloma, elektrikli lokomotiflere, hadde tezgâhlarına, torna tezgâhlarına— ne diyeceğiz? Hiçbir ereksel eylemi gerçekleştirme yetenekleri yok ki, dolayısıyla onlara makine denemez! Bilir misiniz, hadi onlara “insan” diyelim — nasılsa bu isim, bazıları insanı makine diye adlandırdığından beri “işsiz” kalmış durumda…

— Yine başladınız. Niteliksel farklar, erek, akıl, irade, ideal, yüce, çekici, dokunaklı! Çiçekler-unutmabeni! Şiir, edebiyat! Binlerce yıldır uğraşıyorsunuz, ama bu kavramlardan tek birini bile kesin olarak tanımlayamadınız. Hadi canım, bilimin dili! Ne hakkında konuştuğunuzu kendiniz bile bilmiyorsunuz! Her şey “düşünmek”, “erek” ve benzeri sözcüklerden ne anladığınıza bağlı. Bunların anlamını insan örneklerinden kopyaladınız, işte kendi kendinize tapıyorsunuz, zorla sınırlandırılmış terim anlayışlarının arkasına sığınıyorsunuz. Sizinkine hiç benzemeyen bir düşünme neden olamaz? Alıştınız her şeyi kendi suret ve benzeyişinize göre anlamaya! Oysa uzay çağında, bizden tamamen farklı olmakla birlikte son derece yüksek düzeyde örgütlenmiş başka canlı varlıklarla karşılaşabileceğimiz varsayımı boş değil. Hiçbir şeyde bize benzemeyenlerle. Düşünüp düşünemediklerini, estetik deneyimlerinin, güzellik ideallerinin ve benzerlerinin olup olmadığını nasıl anlayacaksınız? Ve neden, örneğin, yüksek düzeyde örgütlenmiş ve düşünen bir varlığın bizim için tamamen beklenmedik bir dış görünüşü olmasın? Neden bir ahtapota, mantarlara, bir okyanusa, uzak gezegenlerin kayaları üzerine yayılmış bir küfe benzemesin ki? İlla burnu ve iki gözü mü olmalı? Zayıf, çok zayıf sizin hayal gücünüz…

— Adam Adamıç, o zaman taşlara benzemesine ne engel var? Ve bizim taşlarımız neden Mars’takilerden kötü olsun ki? Ya onlar da bizden akıllıysa, sadece belli etmiyorlarsa? Neden telgraf direğinin düşünmeye gizli bir eğilim taşıdığından şüphelenmiyorsunuz? Siz kendiniz düşünmeden ne anlıyorsunuz? Erekten? Ve bir de şu var. Tüm bu terimleri kullanarak felsefenin alanına giriyorsunuz. Ve madem ki felsefe yapmaya başladınız, o halde…

İşte tam burada Adam Adamıç bana kızdı.

— Filozof kendinizsiniz, —dedi,— söylediğiniz her şey şiir, edebiyat! Ama burada — bilim var! Ve burnunuzu başkasının işine sokmayın! Kendi idealleriniz üzerine sağlık olsun tartışın, ama bilimin kavramlarını biz tanımlayacağız. Doğa bilimlerinin kesinlik düzeyinde, not edin. İntegral büyüsün, ona sizin bütün felsefi belirsizliklerinizden bilimin dilini arındırma görevini vereceğiz! Bu kesin, tek anlamlı, yeni bir dil olacak! Size aptalca şakalar yapma ve kelime oyunu yapma imkânı vermeyecek! Düşünen makineye gelince, onu yapacağız, rahat olun. Düşünme — beynin, sonuna kadar bilinebilecek ve sonra da yapay olarak yeniden üretilebilecek maddi bir organın maddi işlevidir. Ve canlı beyni karakterize eden tüm o kusurları tekrarlamayacağız. Yapay beyin sizinkinden ve benimkinden daha mükemmel olacak!

Ona ne cevap verebilirdim ki? Sözlerinde kendi doğruluğu, kendi mantığı vardı, tıpkı yanı başında durup yorulmadan yüzlerce yuvarlak, parlak gözüyle bana göz kırpan İntegral’in duygusuz hesaplarındaki gibi demir gibi bir mantık.

Benim tarafımda ise yalnızca tuhaf bir his vardı, burada yine de bir şeylerin doğru olmadığını fısıldayan bir his. Ama tam olarak ne?

Neden Adam Adamıç’ın, er ya da geç Petrosyan’dan [iii] daha yaratıcı satranç oynayacak, üretimi Gosplan’dan [iv] daha akıllıca yönetecek, Mozart’ın müziğinden daha güzel müzik besteleyecek bir makine hakkındaki coşkulu düşleri beni yalnızca heyecanlandırmıyor, hatta kızdırıyor, öfkelendiriyor?

Neden? Ya ben gerçekten katı bir muhafazakâr, teknik ilerlemenin düşmanı, kibernetik çağının Ludditiysem? Ya gerçekten basitçe, bir gün beni personel bölümüne çağıracaklarından ve gözümün içine bakmamaya çalışarak şöyle diyeceklerinden korkuyorsam: bilirsiniz, sevgili yoldaş, sizinle bir sorunumuz yok, ama… Dün bize bir aygıt gönderdiler, böyle, akıllı, disiplinli bir şey. Ağzına bir damla almaz, kimseyle çekişmez, çalışır da çalışır. Ne planlanırsa onu yazar. Akıllı. Sizi nereye koyacağımızı da ona sorarız. O artık hata yapmaz, her şeyi hesaba katar, bizim gibi günahkârlar değil.

Tatsız mı? Ama ne yapılabilir ki? Duygular mantığa karşı ne yapabilir ki? Bilim… Matematik, kibernetik. Etkinlik, optimallik, enformasyon, geri bildirim. Kara Kutu. Her şey sanki tutarlı, mantıklı…

Hayır, böyle bir şeyden ilham alamıyorum. Burada çok önemli bir şey eksik. Ne?

Bir anlamaya çalışayım.


Editöryel Notlar

[i] Rusça özgün: “Адам Адамыч”. Bu, Rusça baba adı (patronimik) geleneğine uygun bir isimdir. “Адам Адамович” biçiminin konuşma dilindeki kısaltılmış hâlidir ve “Adam oğlu Adam” anlamına gelir. İsmin ironik bir tını taşıdığı ve ilk insan Âdem’e yapılan gönderme yoluyla “insan” kavramına atıfta bulunduğu düşünülebilir.

[ii] Rusça özgün: “кибернетика”. Türkçede hem “sibernetik” hem de “kibernetik” biçimleri kullanılmaktadır. Metnin yazıldığı dönemdeki (1968) Sovyet terminolojisine sadık kalmak ve Rusça özgündeki sesletimi korumak amacıyla “kibernetik” biçimi tercih edilmiştir.

[iii] Tigran Petrosyan (1929-1984): Ermeni asıllı Sovyet satranç ustası, 1963-1969 yılları arasında Dünya Satranç Şampiyonu. Metnin yazıldığı dönemde (1968) hâlâ dünya şampiyonuydu.

[iv] Rusça özgün: “Госплан” (Gosplan). Sovyet Devlet Planlama Komitesi’nin (Государственный плановый комитет) kısaltması. SSCB’de merkezi ekonomik planlamadan sorumlu en üst düzey devlet organıydı.

Sonraki
Sonraki

Marx’tan İstilacılar